
Bundan sadece 60 yıl önce, Japon kontrolü altında acı çektikten ve Kuzey Kore ile savaştan sonra, Güney Kore toplumu neredeyse tamamen okuma yazma bilmiyordu. Bugün 1960’lı yılların ortalarından bugüne kadar %100 okuryazarlık oranına ulaşmış ve yüksek vasıflı bir ekonomiye sahip olmuştur. Eğitim sisteminin tüm seviyelerindeki mezuniyet ve tamamlama oranları OECD’nin en yüksekleri arasındadır. Öğretmenler, doğrudan Eğitim Bakanlığı tarafından işe alınan, toplumdaki en iyi maaş alan ve saygı duyulan profesyoneller arasındadır.
Bu büyük ve hızlı başarı öyküsü, Güney Koreliler arasında eğitime yatırımın vatandaşlık görevlerinin bir parçası olduğu ve ülkelerinin gelecekteki başarısını sağlamada hayati önem taşıdığına dair kolektif bir tutumun sonucudur.
Bu sonuç odaklı sistem inanılmaz derecede başarılı ve yetenekli mezunlar yetiştirmesine rağmen, çocukları uyanmaktan uykuya kadar geçen sürede çalışmaya zorlamakla birlikte elbette olumsuzlukları da beraberinde getiriyor. Ülkenin yüksek bir intihar oranı var ve 15 ila 24 yaş arasındaki insanlarda bir numaralı ölüm nedeni eğitim olarak görülüyor. Bu durum ülkedeki politika yapıcıların müfredattaki sanat ve yaratıcı unsurların seviyesini yeniden değerlendirmelerine ve ebeveynleri çocukları konusunda uyarmalarına yol açıyor. Ülkenin hızlı sanayileşmesi için ihtiyaç duyulan eğitim türünün, daha gelişmiş bir orta sınıfa ve modern, gelişmiş bir ekonomiye sahip bir toplum için gerekli olanla aynı olmadığını giderek daha fazla görüyorlar.
Sonuç olarak politika yapıcılar şu anda sistemi, öğrencilerin kendi yollarını bulmaları, analitik becerilerini, sosyal ve duygusal yeteneklerini geliştirmeleri için desteklemeye yönelik daha fazla yol arıyorlar.